“O gün belgelerin süresi dolduğunda sadece bir kâğıt değil, bir alışkanlık da değişiyor…”
Bir akşam forumda eski defterleri karıştırırken yazmak istedim. Çünkü hâlâ aklıma geldikçe aynı soruyu soruyorum kendime: “Bir av tezkeresi yenilenmezse gerçekten ne olur, sadece ceza mı, yoksa daha büyük bir kırılma mı?”
Hikâye biraz uzun ama belki de tam burada paylaşılması gerekiyor.
“YAYLADA BAŞLAYAN GÜN VE EKSİK KÂĞIT”
Murat, çocukluğundan beri doğayla iç içe büyümüş biriydi. Babasından kalan eski bir av tüfeği, yılların aşındırdığı bir çanta ve düzenli tuttuğu belgeleri vardı. Her yıl yaptığı şey neredeyse bir ritüeldi: av tezkeresini yenilemek, gerekli harçları ödemek, kayıtları kontrol etmek.
Ama o yıl bir şey değişti.
Yoğun iş temposu, şehirdeki taşınma süreci ve ertelenen işler derken süre dolmuştu. Murat bunu önemsemedi. “Nasıl olsa hallederim” dedi. Oysa doğada bazı şeyler ertelenmiyordu.
Selin ise o yıl ilk kez Murat’la birlikte yaylaya gelmişti. Onun yaklaşımı daha farklıydı; teknik belgelerden çok ekosistemin dengesiyle ilgileniyordu. Kuşların göç yollarını, yaban hayatının sessizliğini, insanın doğayla ilişkisini konuşmayı seviyordu.
İki farklı bakış açısı aynı çadırın içinde buluşmuştu: biri çözüm odaklı, hesap yapan; diğeri ilişki kuran, hisseden.
“ORMAN KAPISINDAKİ DURAKLAMA”
Sabah erken saatlerde, orman yolunda ilerlerken bir Doğa Koruma ve Milli Parklar görevlisi aracını durdurdu. Rutin bir kontrol gibiydi ama Murat’ın yüzündeki hafif gerilim hemen fark edildi.
Belgeler istendi.
Murat çantasını açtı. Ruhsat vardı, kimlik vardı, tüfek kaydı vardı… ama av tezkeresi yoktu.
Aslında vardı—ama süresi bitmişti.
Görevli sakin bir sesle konuştu:
“Belgesiz av faaliyeti kapsamında değerlendirme yapmak zorundayım.”
O an ormanda bir sessizlik oldu. Kuş sesleri bile sanki geri çekildi.
Selin hemen araya girmedi. Önce dinledi. Sonra görevlinin söylediği her kelimeyi anlamaya çalıştı. Murat ise hızla çözüm üretmeye başlamıştı bile: “Sistemde kayıtlıdır, online yenileme yapılabilir, belki süre affı vardır…”
İki farklı yaklaşım aynı noktada çarpışıyordu:
Biri çözmek istiyordu, diğeri anlamak.
“AV TEZKERESİ SADECE BİR BELGE Mİ?”
Bu olay sonrası hep birlikte karakola değil, idari işleme yönlendirildiler. Türkiye’de 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu kapsamında avcılık faaliyetleri sıkı şekilde düzenleniyordu. Tezkere olmadan avlanmak, sadece “eksik evrak” değil; doğrudan yasal ihlal sayılıyordu.
Murat ilk kez şunu fark etti:
Bu belge, sadece avlanma izni değil, doğaya karşı bir sorumluluk beyanıydı.
Selin ise farklı bir yerden bakıyordu:
“Belge eksikliği insanı kötü yapmaz ama sistem, doğayı korumak için bunu şart koşuyor.”
O an ikisinin de bakışı keskinleşti ama çatışmadı. Birbirlerini tamamladılar.
Murat stratejik olarak süreci çözmeye odaklandı:
Yenileme sürecini araştırdı
Gecikme cezasını hesapladı
Avcılık kayıt sistemine tekrar giriş yaptı
Selin ise daha geniş düşündü:
Yerel köylülerin avcılığa bakışı
Yaban hayatının korunma ihtiyacı
İnsanların doğayla kurduğu tarihsel bağ
İkisi de haklıydı ama farklı düzlemlerde.
“TARİHSEL BİR HATIRLATMA: İNSAN VE AVCILIK İLİŞKİSİ”
Görevliyle konuşma bittikten sonra kamp alanına döndüklerinde Selin eski bir bilgiyi paylaştı:
Osmanlı döneminde avcılık, sadece bir ihtiyaç değil aynı zamanda saray düzeninin bir parçasıydı. Ancak zamanla kontrolsüz avlanma doğayı zorlamış, Cumhuriyet döneminde ise daha sistemli koruma anlayışı gelişmişti.
Murat ise modern sistemin detaylarını anlattı:
“Artık her şey kayıt altında. Amaç yasaklamak değil, sürdürülebilirlik.”
İşte o anda mesele netleşti:
Av tezkeresi yenilenmediğinde olan şey sadece ceza değil, sistemin dışına çıkmaktı.
“SONUÇ: BİR BELGEDEN DAHA FAZLASI”
O gün Murat’a idari para cezası uygulandı ve avcılık faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Tüfeği muhafaza altına alındı. Süreç tamamlanana kadar doğada avlanması yasaklandı.
Ama asıl değişim ceza değildi.
Murat o gün şunu söyledi:
“Ben sadece belgeyi unutmadım, aslında doğayla aramdaki anlaşmayı da geciktirdim.”
Selin ise sessizce ekledi:
“Bazen kurallar, mesafe koymak için değil, ilişkiyi korumak için vardır.”
“SİZE SORMAK İSTEDİĞİM ŞEY”
Bu hikâyeyi burada bırakırken gerçekten merak ediyorum:
Bir belgeyi zamanında yenilememek sadece bireysel bir ihmal midir, yoksa toplumsal bir sorumluluk eksikliği mi?
Doğayı korumak için konulan kurallar, insanın özgürlüğünü sınırlar mı yoksa onu yeniden tanımlar mı?
Siz olsanız Murat’ın yerinde çözüm mü arardınız, yoksa önce durumu kabul edip süreci mi gözlemlerdiniz?
Belki de mesele av tezkeresi değil…
Belki de mesele, insanın doğayla yaptığı görünmez anlaşmayı ne kadar ciddiye aldığıdır.
Bir akşam forumda eski defterleri karıştırırken yazmak istedim. Çünkü hâlâ aklıma geldikçe aynı soruyu soruyorum kendime: “Bir av tezkeresi yenilenmezse gerçekten ne olur, sadece ceza mı, yoksa daha büyük bir kırılma mı?”
Hikâye biraz uzun ama belki de tam burada paylaşılması gerekiyor.
“YAYLADA BAŞLAYAN GÜN VE EKSİK KÂĞIT”
Murat, çocukluğundan beri doğayla iç içe büyümüş biriydi. Babasından kalan eski bir av tüfeği, yılların aşındırdığı bir çanta ve düzenli tuttuğu belgeleri vardı. Her yıl yaptığı şey neredeyse bir ritüeldi: av tezkeresini yenilemek, gerekli harçları ödemek, kayıtları kontrol etmek.
Ama o yıl bir şey değişti.
Yoğun iş temposu, şehirdeki taşınma süreci ve ertelenen işler derken süre dolmuştu. Murat bunu önemsemedi. “Nasıl olsa hallederim” dedi. Oysa doğada bazı şeyler ertelenmiyordu.
Selin ise o yıl ilk kez Murat’la birlikte yaylaya gelmişti. Onun yaklaşımı daha farklıydı; teknik belgelerden çok ekosistemin dengesiyle ilgileniyordu. Kuşların göç yollarını, yaban hayatının sessizliğini, insanın doğayla ilişkisini konuşmayı seviyordu.
İki farklı bakış açısı aynı çadırın içinde buluşmuştu: biri çözüm odaklı, hesap yapan; diğeri ilişki kuran, hisseden.
“ORMAN KAPISINDAKİ DURAKLAMA”
Sabah erken saatlerde, orman yolunda ilerlerken bir Doğa Koruma ve Milli Parklar görevlisi aracını durdurdu. Rutin bir kontrol gibiydi ama Murat’ın yüzündeki hafif gerilim hemen fark edildi.
Belgeler istendi.
Murat çantasını açtı. Ruhsat vardı, kimlik vardı, tüfek kaydı vardı… ama av tezkeresi yoktu.
Aslında vardı—ama süresi bitmişti.
Görevli sakin bir sesle konuştu:
“Belgesiz av faaliyeti kapsamında değerlendirme yapmak zorundayım.”
O an ormanda bir sessizlik oldu. Kuş sesleri bile sanki geri çekildi.
Selin hemen araya girmedi. Önce dinledi. Sonra görevlinin söylediği her kelimeyi anlamaya çalıştı. Murat ise hızla çözüm üretmeye başlamıştı bile: “Sistemde kayıtlıdır, online yenileme yapılabilir, belki süre affı vardır…”
İki farklı yaklaşım aynı noktada çarpışıyordu:
Biri çözmek istiyordu, diğeri anlamak.
“AV TEZKERESİ SADECE BİR BELGE Mİ?”
Bu olay sonrası hep birlikte karakola değil, idari işleme yönlendirildiler. Türkiye’de 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu kapsamında avcılık faaliyetleri sıkı şekilde düzenleniyordu. Tezkere olmadan avlanmak, sadece “eksik evrak” değil; doğrudan yasal ihlal sayılıyordu.
Murat ilk kez şunu fark etti:
Bu belge, sadece avlanma izni değil, doğaya karşı bir sorumluluk beyanıydı.
Selin ise farklı bir yerden bakıyordu:
“Belge eksikliği insanı kötü yapmaz ama sistem, doğayı korumak için bunu şart koşuyor.”
O an ikisinin de bakışı keskinleşti ama çatışmadı. Birbirlerini tamamladılar.
Murat stratejik olarak süreci çözmeye odaklandı:
Yenileme sürecini araştırdı
Gecikme cezasını hesapladı
Avcılık kayıt sistemine tekrar giriş yaptı
Selin ise daha geniş düşündü:
Yerel köylülerin avcılığa bakışı
Yaban hayatının korunma ihtiyacı
İnsanların doğayla kurduğu tarihsel bağ
İkisi de haklıydı ama farklı düzlemlerde.
“TARİHSEL BİR HATIRLATMA: İNSAN VE AVCILIK İLİŞKİSİ”
Görevliyle konuşma bittikten sonra kamp alanına döndüklerinde Selin eski bir bilgiyi paylaştı:
Osmanlı döneminde avcılık, sadece bir ihtiyaç değil aynı zamanda saray düzeninin bir parçasıydı. Ancak zamanla kontrolsüz avlanma doğayı zorlamış, Cumhuriyet döneminde ise daha sistemli koruma anlayışı gelişmişti.
Murat ise modern sistemin detaylarını anlattı:
“Artık her şey kayıt altında. Amaç yasaklamak değil, sürdürülebilirlik.”
İşte o anda mesele netleşti:
Av tezkeresi yenilenmediğinde olan şey sadece ceza değil, sistemin dışına çıkmaktı.
“SONUÇ: BİR BELGEDEN DAHA FAZLASI”
O gün Murat’a idari para cezası uygulandı ve avcılık faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Tüfeği muhafaza altına alındı. Süreç tamamlanana kadar doğada avlanması yasaklandı.
Ama asıl değişim ceza değildi.
Murat o gün şunu söyledi:
“Ben sadece belgeyi unutmadım, aslında doğayla aramdaki anlaşmayı da geciktirdim.”
Selin ise sessizce ekledi:
“Bazen kurallar, mesafe koymak için değil, ilişkiyi korumak için vardır.”
“SİZE SORMAK İSTEDİĞİM ŞEY”
Bu hikâyeyi burada bırakırken gerçekten merak ediyorum:
Bir belgeyi zamanında yenilememek sadece bireysel bir ihmal midir, yoksa toplumsal bir sorumluluk eksikliği mi?
Doğayı korumak için konulan kurallar, insanın özgürlüğünü sınırlar mı yoksa onu yeniden tanımlar mı?
Siz olsanız Murat’ın yerinde çözüm mü arardınız, yoksa önce durumu kabul edip süreci mi gözlemlerdiniz?
Belki de mesele av tezkeresi değil…
Belki de mesele, insanın doğayla yaptığı görünmez anlaşmayı ne kadar ciddiye aldığıdır.