Diyalektiğin Kurucusu Kimdir? Tek Bir İsim Aramak Ne Kadar Doğru?
Diyalektik kelimesini ilk duyduğumda bende uyandırdığı çağrışım oldukça basitti: İki insanın bir konu üzerinde karşı karşıya gelmesi, birinin bir şey söylemesi, diğerinin itiraz etmesi ve sonunda daha doğru bir düşünceye ulaşılması. Fakat biraz araştırınca meselenin bundan çok daha geniş olduğunu görmek mümkün. Diyalektik yalnızca “tartışmak” ya da “karşı görüş sunmak” değildir; düşüncenin karşıtlık, sorgulama, çelişki ve yeniden değerlendirme yoluyla ilerlemesini anlatan çok daha kapsamlı bir yöntemdir.
Bu nedenle “Diyalektiğin kurucusu kimdir?” sorusuna tek kelimelik bir cevap vermek aslında yanıltıcı olabilir. Felsefe tarihinde özellikle Sokrates, Platon ve Aristoteles bu kavramın gelişiminde çok önemli roller üstlenmiştir. Daha sonraki dönemlerde Hegel ve Marx ise diyalektiği bambaşka bir tarihsel ve toplumsal çerçevede yeniden yorumlamıştır. Üstelik diyalektik düşünme yalnızca Antik Yunan'a özgü değildir. Hindistan'daki tartışma geleneklerinden Çin düşüncesindeki yin-yang anlayışına kadar farklı toplumlarda karşıtlıkları ve ilişkileri merkeze alan düşünce biçimleri görülmektedir.
Peki gerçekten bir “kurucu” aramak mı gerekir, yoksa diyalektiği farklı kültürlerin ortak düşünsel mirası olarak mı değerlendirmeliyiz?
Sokrates: Diyalektiğin İlk Büyük Uygulayıcısı
Diyalektik denildiğinde en sık karşılaşılan isimlerden biri Sokrates'tir. Sokrates'in kendisinden kalma yazılı eser bulunmadığı için onun düşüncelerini büyük ölçüde öğrencisi Platon'un diyaloglarından öğreniyoruz. Sokrates'in yöntemi, karşısındaki kişiye doğrudan bir bilgi aktarmaktan ziyade sorular sormaya dayanıyordu.
Bir kişi “adaletin ne olduğunu” bildiğini söylediğinde Sokrates hemen kendi tanımını ortaya koymaz. Bunun yerine sorular sorar, verilen cevabın sonuçlarını araştırır ve kişinin başlangıçta oldukça kesin görünen düşüncesindeki çelişkileri görünür hâle getirirdi.
Bu yaklaşım günümüzde “Sokratik sorgulama” olarak bilinen yöntemin temelini oluşturur. Stanford Encyclopedia of Philosophy de Platon'un diyaloglarında Sokrates'in karşısındaki kişilerin tanımlarını sorguladığını, karşılıklı konuşmanın sonucunda düşüncelerin değişip daha karmaşık hâle geldiğini belirtmektedir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Dolayısıyla “Diyalektiğin kurucusu Sokrates'tir” demek tamamen temelsiz değildir; ancak akademik açıdan fazla basitleştirici olur. Sokrates, diyalektiğin önemli bir öncüsü ve uygulayıcısıdır fakat diyalektiğin sistematik bir felsefi yöntem hâline gelmesi sonraki düşünürlerle gerçekleşmiştir.
Platon: Diyaloğu Felsefi Bir Yönteme Dönüştürmek
Platon'un katkısı burada özellikle önemlidir. Platon, felsefi düşüncelerinin büyük bölümünü diyalog biçiminde kaleme aldı. Bu eserlerde farklı kişiler bir mesele hakkında konuşur, birbirlerine sorular yöneltir, itiraz eder ve başlangıçtaki düşüncelerini değiştirebilirler.
Burada önemli olan nokta şudur: Diyalog yalnızca edebi bir anlatım biçimi değildir. Düşüncenin kendisi de diyalog içinde hareket eder.
Bir iddia ortaya konur.
Sonra bu iddia sorgulanır.
Karşı örnekler bulunur.
İddianın zayıf noktaları ortaya çıkar.
Daha kapsamlı bir açıklama aranır.
Bu süreç bugün bilimsel tartışmalarda, akademik seminerlerde, hukukta ve hatta gündelik problemlerde bile karşımıza çıkıyor.
Benim açımdan Platon'un asıl önemi burada yatıyor. İnsan düşüncesinin tek başına, hiç itiraz almadan ilerlemesindense başka düşüncelerle karşılaşarak kendisini düzeltmesi gerektiği fikrini güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Aristoteles: Diyalektiği Sistemleştiren İsim
“Diyalektiğin kurucusu kimdir?” sorusuna daha teknik bir cevap vermek gerekirse Aristoteles'in adı özellikle öne çıkar. Çünkü Aristoteles, diyalektik akıl yürütmeyi sistematik biçimde ele alan ilk büyük filozoflardan biridir.
Stanford Encyclopedia of Philosophy, Aristoteles'in diyalektiği, yaygın olarak kabul edilen görüşlerden yani endoxadan hareket ederek akıl yürütme yöntemi olarak değerlendirdiğini açıklıyor. Aristoteles'e göre diyalektik, bilimsel kesinlikle aynı şey değildir; fakat insanların henüz kesin bilgiye ulaşamadıkları konularda düşüncelerini sınamalarına yardımcı olabilir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü tartışmada bir görüşü çürütmek, otomatik olarak karşı görüşün doğru olduğunu kanıtlamaz. Aristoteles'in diyalektiğinde amaçlardan biri de bir iddianın kendi içinde tutarsız olup olmadığını sınamaktır.
Bu nedenle benim değerlendirmeme göre “diyalektiğin kurucusu Aristoteles'tir” ifadesi de tek başına yeterli değildir; fakat “diyalektiği sistematik bir yöntem hâline getiren en önemli isimlerden biri Aristoteles'tir” demek çok daha isabetlidir.
Antik Yunan Dışında Diyalektik Var mıydı?
Burada konuyu yalnızca Avrupa felsefesi üzerinden ele almak ciddi bir eksiklik yaratır.
Örneğin Antik Hindistan'da felsefi ve dinsel meseleler üzerine son derece gelişmiş tartışma gelenekleri vardı. Nyāya geleneği, mantık, bilgi ve doğru akıl yürütme konularında kapsamlı teoriler geliştirdi. Routledge Encyclopedia of Philosophy, Nyāya okulunun eski Hint tartışma geleneğinden geliştiğini ve kanıt ile doğru bilgi yöntemlerini sistematikleştirdiğini belirtiyor.
Routledge
Hint düşüncesinde tartışmanın amacının her zaman karşı tarafı yenmek olmadığı da dikkat çekici. Bazı tartışmalar gerçeği araştırmaya yönelikken bazıları doğrudan galibiyet elde etmeyi hedefliyordu. Bu ayrım Nyāya geleneğinde vāda, jalpa ve vitaṇḍā gibi farklı tartışma biçimleriyle ifade edilmiştir.
Avusturya Bilimler Akademisi
+1
Budist ve Nyāya düşünürleri arasında benlik, gerçeklik ve bilgi üzerine yapılan tartışmalar da bunun güçlü örneklerinden biridir. Stanford Encyclopedia of Philosophy, klasik Hint mantığının özellikle Dignāga ve Dharmakīrti gibi Budist düşünürler aracılığıyla çıkarım ve tartışma teorilerini ileri taşıdığını aktarıyor.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Bu tablo bize ilginç bir soru yöneltiyor:
Bir toplumda farklı görüşlerin bulunması, ister istemez diyalektik düşüncenin gelişmesine mi yol açar?
Bence büyük ölçüde evet; fakat bunun gerçekleşmesi için yalnızca fikir ayrılığı yetmez. Fikir ayrılığının konuşulmasına, sorgulanmasına ve meşru kabul edilmesine izin veren bir kültürel ortam da gerekir.
Çin Düşüncesinde Karşıtlık: Yin ve Yang
Çin düşüncesinde ise Batı'daki diyalektik kavramıyla birebir aynı olmayan, fakat karşıtlıkların birbirleriyle ilişkisini merkeze alan farklı bir düşünme biçimi görülür.
Yin ve yang bunun en bilinen örneğidir. Burada karşıtlıklar birbirini tamamen yok eden iki bağımsız güç olarak düşünülmez. Aksine birbirlerine bağlıdırlar, birbirlerinin dönüşümünü etkilerler ve aynı bütünün farklı yönlerini oluşturabilirler.
Xinyan Jiang'ın Philosophy Compass dergisinde yayımlanan çalışması, yin-yang modelinin Çin kozmolojisi, ontolojisi ve yaşam anlayışı üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu ve Çin düşüncesindeki diyalektik düşünme biçimi açısından önemli bir model oluşturduğunu savunuyor.
Compass Hub
+1
Burada Antik Yunan yaklaşımıyla önemli bir fark görülebilir. Sokratesçi sorgulamada çelişki çoğu zaman bir düşüncenin yetersizliğini açığa çıkarmak için kullanılırken, yin-yang anlayışında karşıtlıkların birlikte var olması ve dönüşmesi daha merkezi bir konuma sahiptir.
Bunları aynı şeymiş gibi göstermek doğru olmaz. Fakat iki yaklaşımın da insanı “tek bir bakış açısına saplanıp kalmamaya” davet eden yönleri vardır.
Hegel ve Marx: Diyalektiğin Topluma Taşınması
Diyalektik düşüncenin modern dünyadaki en önemli dönüşümlerinden biri Hegel ile gerçekleşir. Hegel'de diyalektik, yalnızca iki insanın tartışma yöntemi olmaktan çıkarak düşüncenin, tarihin ve toplumsal gerçekliğin hareketini açıklamaya yönelik kapsamlı bir felsefi çerçeve hâline gelir.
Daha sonra Marx, diyalektiği toplumsal ve ekonomik ilişkileri açıklamak amacıyla farklı bir biçimde kullanır. Burada sınıflar, üretim ilişkileri, emek, mülkiyet ve tarihsel değişim gibi meseleler öne çıkar.
Dolayısıyla diyalektiğin tarihi aslında bize ilginç bir dönüşüm gösteriyor:
Sokrates'te soru vardır.
Platon'da diyalog vardır.
Aristoteles'te yöntem vardır.
Hegel'de tarihsel hareket vardır.
Marx'ta ise toplumsal ve maddi çatışmaların analizi öne çıkar.
Bu isimleri aynı düşünceyi savunan filozoflar olarak görmek doğru olmaz. Fakat hepsi karşıtlık ve değişim meselesini farklı biçimlerde düşünce sistemlerinin merkezine taşımıştır.
Diyalektik kelimesini ilk duyduğumda bende uyandırdığı çağrışım oldukça basitti: İki insanın bir konu üzerinde karşı karşıya gelmesi, birinin bir şey söylemesi, diğerinin itiraz etmesi ve sonunda daha doğru bir düşünceye ulaşılması. Fakat biraz araştırınca meselenin bundan çok daha geniş olduğunu görmek mümkün. Diyalektik yalnızca “tartışmak” ya da “karşı görüş sunmak” değildir; düşüncenin karşıtlık, sorgulama, çelişki ve yeniden değerlendirme yoluyla ilerlemesini anlatan çok daha kapsamlı bir yöntemdir.
Bu nedenle “Diyalektiğin kurucusu kimdir?” sorusuna tek kelimelik bir cevap vermek aslında yanıltıcı olabilir. Felsefe tarihinde özellikle Sokrates, Platon ve Aristoteles bu kavramın gelişiminde çok önemli roller üstlenmiştir. Daha sonraki dönemlerde Hegel ve Marx ise diyalektiği bambaşka bir tarihsel ve toplumsal çerçevede yeniden yorumlamıştır. Üstelik diyalektik düşünme yalnızca Antik Yunan'a özgü değildir. Hindistan'daki tartışma geleneklerinden Çin düşüncesindeki yin-yang anlayışına kadar farklı toplumlarda karşıtlıkları ve ilişkileri merkeze alan düşünce biçimleri görülmektedir.
Peki gerçekten bir “kurucu” aramak mı gerekir, yoksa diyalektiği farklı kültürlerin ortak düşünsel mirası olarak mı değerlendirmeliyiz?
Sokrates: Diyalektiğin İlk Büyük Uygulayıcısı
Diyalektik denildiğinde en sık karşılaşılan isimlerden biri Sokrates'tir. Sokrates'in kendisinden kalma yazılı eser bulunmadığı için onun düşüncelerini büyük ölçüde öğrencisi Platon'un diyaloglarından öğreniyoruz. Sokrates'in yöntemi, karşısındaki kişiye doğrudan bir bilgi aktarmaktan ziyade sorular sormaya dayanıyordu.
Bir kişi “adaletin ne olduğunu” bildiğini söylediğinde Sokrates hemen kendi tanımını ortaya koymaz. Bunun yerine sorular sorar, verilen cevabın sonuçlarını araştırır ve kişinin başlangıçta oldukça kesin görünen düşüncesindeki çelişkileri görünür hâle getirirdi.
Bu yaklaşım günümüzde “Sokratik sorgulama” olarak bilinen yöntemin temelini oluşturur. Stanford Encyclopedia of Philosophy de Platon'un diyaloglarında Sokrates'in karşısındaki kişilerin tanımlarını sorguladığını, karşılıklı konuşmanın sonucunda düşüncelerin değişip daha karmaşık hâle geldiğini belirtmektedir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Dolayısıyla “Diyalektiğin kurucusu Sokrates'tir” demek tamamen temelsiz değildir; ancak akademik açıdan fazla basitleştirici olur. Sokrates, diyalektiğin önemli bir öncüsü ve uygulayıcısıdır fakat diyalektiğin sistematik bir felsefi yöntem hâline gelmesi sonraki düşünürlerle gerçekleşmiştir.
Platon: Diyaloğu Felsefi Bir Yönteme Dönüştürmek
Platon'un katkısı burada özellikle önemlidir. Platon, felsefi düşüncelerinin büyük bölümünü diyalog biçiminde kaleme aldı. Bu eserlerde farklı kişiler bir mesele hakkında konuşur, birbirlerine sorular yöneltir, itiraz eder ve başlangıçtaki düşüncelerini değiştirebilirler.
Burada önemli olan nokta şudur: Diyalog yalnızca edebi bir anlatım biçimi değildir. Düşüncenin kendisi de diyalog içinde hareket eder.
Bir iddia ortaya konur.
Sonra bu iddia sorgulanır.
Karşı örnekler bulunur.
İddianın zayıf noktaları ortaya çıkar.
Daha kapsamlı bir açıklama aranır.
Bu süreç bugün bilimsel tartışmalarda, akademik seminerlerde, hukukta ve hatta gündelik problemlerde bile karşımıza çıkıyor.
Benim açımdan Platon'un asıl önemi burada yatıyor. İnsan düşüncesinin tek başına, hiç itiraz almadan ilerlemesindense başka düşüncelerle karşılaşarak kendisini düzeltmesi gerektiği fikrini güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Aristoteles: Diyalektiği Sistemleştiren İsim
“Diyalektiğin kurucusu kimdir?” sorusuna daha teknik bir cevap vermek gerekirse Aristoteles'in adı özellikle öne çıkar. Çünkü Aristoteles, diyalektik akıl yürütmeyi sistematik biçimde ele alan ilk büyük filozoflardan biridir.
Stanford Encyclopedia of Philosophy, Aristoteles'in diyalektiği, yaygın olarak kabul edilen görüşlerden yani endoxadan hareket ederek akıl yürütme yöntemi olarak değerlendirdiğini açıklıyor. Aristoteles'e göre diyalektik, bilimsel kesinlikle aynı şey değildir; fakat insanların henüz kesin bilgiye ulaşamadıkları konularda düşüncelerini sınamalarına yardımcı olabilir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü tartışmada bir görüşü çürütmek, otomatik olarak karşı görüşün doğru olduğunu kanıtlamaz. Aristoteles'in diyalektiğinde amaçlardan biri de bir iddianın kendi içinde tutarsız olup olmadığını sınamaktır.
Bu nedenle benim değerlendirmeme göre “diyalektiğin kurucusu Aristoteles'tir” ifadesi de tek başına yeterli değildir; fakat “diyalektiği sistematik bir yöntem hâline getiren en önemli isimlerden biri Aristoteles'tir” demek çok daha isabetlidir.
Antik Yunan Dışında Diyalektik Var mıydı?
Burada konuyu yalnızca Avrupa felsefesi üzerinden ele almak ciddi bir eksiklik yaratır.
Örneğin Antik Hindistan'da felsefi ve dinsel meseleler üzerine son derece gelişmiş tartışma gelenekleri vardı. Nyāya geleneği, mantık, bilgi ve doğru akıl yürütme konularında kapsamlı teoriler geliştirdi. Routledge Encyclopedia of Philosophy, Nyāya okulunun eski Hint tartışma geleneğinden geliştiğini ve kanıt ile doğru bilgi yöntemlerini sistematikleştirdiğini belirtiyor.
Routledge
Hint düşüncesinde tartışmanın amacının her zaman karşı tarafı yenmek olmadığı da dikkat çekici. Bazı tartışmalar gerçeği araştırmaya yönelikken bazıları doğrudan galibiyet elde etmeyi hedefliyordu. Bu ayrım Nyāya geleneğinde vāda, jalpa ve vitaṇḍā gibi farklı tartışma biçimleriyle ifade edilmiştir.
Avusturya Bilimler Akademisi
+1
Budist ve Nyāya düşünürleri arasında benlik, gerçeklik ve bilgi üzerine yapılan tartışmalar da bunun güçlü örneklerinden biridir. Stanford Encyclopedia of Philosophy, klasik Hint mantığının özellikle Dignāga ve Dharmakīrti gibi Budist düşünürler aracılığıyla çıkarım ve tartışma teorilerini ileri taşıdığını aktarıyor.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Bu tablo bize ilginç bir soru yöneltiyor:
Bir toplumda farklı görüşlerin bulunması, ister istemez diyalektik düşüncenin gelişmesine mi yol açar?
Bence büyük ölçüde evet; fakat bunun gerçekleşmesi için yalnızca fikir ayrılığı yetmez. Fikir ayrılığının konuşulmasına, sorgulanmasına ve meşru kabul edilmesine izin veren bir kültürel ortam da gerekir.
Çin Düşüncesinde Karşıtlık: Yin ve Yang
Çin düşüncesinde ise Batı'daki diyalektik kavramıyla birebir aynı olmayan, fakat karşıtlıkların birbirleriyle ilişkisini merkeze alan farklı bir düşünme biçimi görülür.
Yin ve yang bunun en bilinen örneğidir. Burada karşıtlıklar birbirini tamamen yok eden iki bağımsız güç olarak düşünülmez. Aksine birbirlerine bağlıdırlar, birbirlerinin dönüşümünü etkilerler ve aynı bütünün farklı yönlerini oluşturabilirler.
Xinyan Jiang'ın Philosophy Compass dergisinde yayımlanan çalışması, yin-yang modelinin Çin kozmolojisi, ontolojisi ve yaşam anlayışı üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu ve Çin düşüncesindeki diyalektik düşünme biçimi açısından önemli bir model oluşturduğunu savunuyor.
Compass Hub
+1
Burada Antik Yunan yaklaşımıyla önemli bir fark görülebilir. Sokratesçi sorgulamada çelişki çoğu zaman bir düşüncenin yetersizliğini açığa çıkarmak için kullanılırken, yin-yang anlayışında karşıtlıkların birlikte var olması ve dönüşmesi daha merkezi bir konuma sahiptir.
Bunları aynı şeymiş gibi göstermek doğru olmaz. Fakat iki yaklaşımın da insanı “tek bir bakış açısına saplanıp kalmamaya” davet eden yönleri vardır.
Hegel ve Marx: Diyalektiğin Topluma Taşınması
Diyalektik düşüncenin modern dünyadaki en önemli dönüşümlerinden biri Hegel ile gerçekleşir. Hegel'de diyalektik, yalnızca iki insanın tartışma yöntemi olmaktan çıkarak düşüncenin, tarihin ve toplumsal gerçekliğin hareketini açıklamaya yönelik kapsamlı bir felsefi çerçeve hâline gelir.
Daha sonra Marx, diyalektiği toplumsal ve ekonomik ilişkileri açıklamak amacıyla farklı bir biçimde kullanır. Burada sınıflar, üretim ilişkileri, emek, mülkiyet ve tarihsel değişim gibi meseleler öne çıkar.
Dolayısıyla diyalektiğin tarihi aslında bize ilginç bir dönüşüm gösteriyor:
Sokrates'te soru vardır.
Platon'da diyalog vardır.
Aristoteles'te yöntem vardır.
Hegel'de tarihsel hareket vardır.
Marx'ta ise toplumsal ve maddi çatışmaların analizi öne çıkar.
Bu isimleri aynı düşünceyi savunan filozoflar olarak görmek doğru olmaz. Fakat hepsi karşıtlık ve değişim meselesini farklı biçimlerde düşünce sistemlerinin merkezine taşımıştır.