Sevval
New member
Tam tersine, iyi bir karar çoğu zaman ikisini birlikte gerektirir.
Bir İş Yerindeki Küçük Diyalektik Devrim
Diyelim ki bir ekipte proje sürekli gecikiyor.
Ekibin stratejik düşünen üyesi şöyle diyor:
“Görevleri yeniden dağıtalım, sorumlulukları netleştirelim ve teslim tarihlerini değiştirelim.”
Bu oldukça mantıklı.
Fakat ekipte ilişki dinamiklerini güçlü biçimde gözlemleyen başka biri şu soruyu soruyor:
“Peki insanlar neden mevcut görev dağılımında zorlanıyor? İş yükü mü fazla, iletişim mi kopuk, yoksa bazı kişiler fikirlerinin dikkate alınmadığını mı düşünüyor?”
İlk yaklaşım problemi organize ediyor.
İkinci yaklaşım problemin altında ne olduğunu araştırıyor.
Bunları karşı karşıya koymak yerine birleştirdiğimizde çok daha güçlü bir çözüm ortaya çıkabilir: Görev dağılımı yeniden yapılırken ekip içindeki iletişim sorunları da ele alınır.
İşte diyalektik düşüncenin günlük hayattaki güzelliği burada.
Bir tarafın kazanması gerekmiyor.
Bazen asıl kazanan üçüncü fikirdir.
Diyalektik Neden Çelişkilere Bu Kadar Önem Veriyor?
Çünkü çelişki her zaman bir hata değildir.
Bazen çelişki, değişimin habercisidir.
Bir insan “Güvenli bir iş istiyorum” diyebilir ama aynı zamanda “Yeni şeyler denemek istiyorum” diyebilir. Bunlar ilk bakışta çelişkili görünür. Fakat biraz düşündüğümüzde kişinin aslında hem ekonomik güvence hem de kişisel gelişim istediğini anlayabiliriz.
Bir toplum da benzer çelişkiler yaşayabilir.
Hem teknolojik ilerleme isteyip hem mahremiyeti korumak isteyebiliriz.
Hem bireysel özgürlüğü önemseyip hem toplumsal düzen isteyebiliriz.
Hem hızlı ekonomik büyüme isteyip hem çevreyi korumak isteyebiliriz.
Diyalektik yaklaşım bu çelişkileri halının altına süpürmek yerine masanın üzerine koyar.
Çünkü çözülmemiş çelişkiler, çoğu zaman geleceğin sorunlarını haber verir.
Belki de iyi düşünmenin başlangıç noktası “Bu iki fikirden hangisi doğru?” değil, “Bu iki fikrin neden aynı anda doğru görünmek zorunda kaldığını nasıl anlayabiliriz?” sorusudur.
Diyalektik Günlük Hayatta Nasıl Kullanılabilir?
Bunun için akademisyen olmak gerekmiyor. Hatta biraz meraklı olmak yeterli.
Bir konuda kesin bir fikriniz olduğunda karşı görüşü hemen çürütmeye çalışmak yerine şu soruları sorabilirsiniz:
“Bu görüş hangi koşullarda doğru olabilir?”
“Benim düşüncemin zayıf noktası nerede?”
“Karşı tarafın haklı olduğu küçük bir bölüm var mı?”
“İki yaklaşımın birlikte ele alınabileceği bir alan var mı?”
“Bu çatışmanın altında aslında hangi ihtiyaçlar bulunuyor?”
Özellikle ilişkilerde son soru çok değerlidir.
Bir çiftin “Tatile nereye gidelim?” tartışması yaptığını düşünelim. Biri deniz kenarı istiyor, diğeri tarihi bir şehir.
Görünen sorun: Tatil yeri.
Asıl sorun belki de birinin dinlenmeye, diğerinin keşfetmeye ihtiyaç duymasıdır.
Çözüm ise üçüncü bir seçenek olabilir: Hem deniz hem kültürel keşif imkânı sunan bir destinasyon.
Bir bakıma diyalektik, problemin görünen yüzünün arkasındaki gerçek çatışmayı bulmaya çalışır.
Diyalektiğin Mizahi Tarafı: Beynimizin İçindeki Forum
Aslında insan zihni küçük bir forum sitesi gibi çalışıyor.
Bir düşünce açılıyor:
“Bugün erken yatacağım.”
Beş dakika sonra başka bir kullanıcı geliyor:
“Hayır, bir bölüm daha izle.”
İçeride tartışma büyüyor.
Tez: “Sabah erken kalkmalıyım.”
Antitez: “Ama dizinin sonu çok meraklı.”
Sentez: “Bir bölüm daha.”
Ve sabah saat 02.47.
Burada Hegel'i suçlamak biraz haksızlık olabilir.
Fakat bu küçük örnek bile çelişkilerin davranışlarımızı nasıl etkilediğini gösteriyor. İnsan zihni sürekli olarak farklı ihtiyaçlar arasında denge kurmaya çalışıyor.
Diyalektik düşünmek, bu iç tartışmayı susturmak değil; hangi sesin neden konuştuğunu anlamaktır.
Belki de “Neden karar veremiyorum?” sorusunun yerine “Bende hangi iki ihtiyaç çatışıyor?” sorusunu sormak çok daha verimlidir.
Diyalektik Düşünmenin Tehlikesi Var mı?
Var.
Her şeyi sonsuz bir tartışmaya dönüştürmek de diyalektik düşünme değildir.
Bazen insanlar karar vermemek için sürekli yeni karşıtlıklar üretir. Her fikrin başka bir fikri, onun da başka bir istisnası ortaya çıkar.
Sonunda toplantı üç saat sürer ve biri hâlâ “Bence bu konuyu biraz daha değerlendirelim” der.
O noktada diyalektik değil, toplantı işkencesi başlamış olabilir.
Diyalektik düşüncenin amacı sonsuza kadar şüphe etmek değil; daha sağlam bir anlayışa ulaşmaktır.
Eleştiri kadar karar verme becerisi de önemlidir.
Bir düşünceyi sorgulamak değerlidir. Fakat sorgulamanın sonunda elde edilen bilgiyi kullanarak hareket edebilmek de aynı derecede önemlidir.
Sonuç: Belki de Mesele Haklı Olmak Değil
Diyalektik bana göre en ilginç biçimde şu soruda özetlenebilir:
“Benim düşüncem değişirse gerçekten bir şey kaybetmiş olur muyum?”
Çünkü günlük hayatta fikir değiştirmeyi bazen yenilgi gibi görüyoruz. Oysa yeni bilgi geldiğinde düşüncesini güncelleyebilmek zayıflık değil, zihinsel esnekliktir.
Diyalektik bize çelişkilerden korkmamayı öğretir. Karşıt düşünceleri yalnızca düşman olarak görmemeyi, farklı bakış açılarını anlamaya çalışmayı ve bazen iki tarafın da ötesinde yeni bir seçenek aramayı önerir.
Üstelik bunun için ille de ağır felsefe kitaplarının arasında kaybolmak gerekmiyor.
Bir arkadaşınızla tartışırken, iş toplantısında karar verirken, aile içinde anlaşmazlık yaşarken veya kendi içinizde “Bunu gerçekten istiyor muyum?” diye düşünürken bile diyalektik yaklaşımı deneyebilirsiniz.
Bir dahaki tartışmada hemen “Hayır, yanlış düşünüyorsun” demek yerine küçük bir değişiklik yapın:
“Bunu böyle düşünmene neden olan şey ne?”
Sonra kendi fikrinize de aynı soruyu sorun.
Belki karşınızdaki insanın haklı olduğunu göreceksiniz.
Belki siz haklı çıkacaksınız.
Belki de daha güzeli olacak ve ikinizin de başlangıçta düşünmediği üçüncü bir fikir ortaya çıkacak.
İşte o anda tartışma, gerçekten düşünmeye dönüşür.
Ve belki diyalektiğin en güzel tarafı budur: Bazen bir fikri öldürmek yerine onu dönüştürür.
Peki sizce günlük hayatta en sık yaşadığımız çelişki hangisi: Mantığımızla duygularımız arasındaki mücadele mi, özgürlükle sorumluluk arasındaki gerilim mi, yoksa “haklı çıkma” isteğimizle gerçekten bir şey öğrenme isteğimiz arasındaki savaş mı?
Cinsiyet bölümünü daha somutlaştır
Forum etkileşimini doğal biçimde artır
Bir İş Yerindeki Küçük Diyalektik Devrim
Diyelim ki bir ekipte proje sürekli gecikiyor.
Ekibin stratejik düşünen üyesi şöyle diyor:
“Görevleri yeniden dağıtalım, sorumlulukları netleştirelim ve teslim tarihlerini değiştirelim.”
Bu oldukça mantıklı.
Fakat ekipte ilişki dinamiklerini güçlü biçimde gözlemleyen başka biri şu soruyu soruyor:
“Peki insanlar neden mevcut görev dağılımında zorlanıyor? İş yükü mü fazla, iletişim mi kopuk, yoksa bazı kişiler fikirlerinin dikkate alınmadığını mı düşünüyor?”
İlk yaklaşım problemi organize ediyor.
İkinci yaklaşım problemin altında ne olduğunu araştırıyor.
Bunları karşı karşıya koymak yerine birleştirdiğimizde çok daha güçlü bir çözüm ortaya çıkabilir: Görev dağılımı yeniden yapılırken ekip içindeki iletişim sorunları da ele alınır.
İşte diyalektik düşüncenin günlük hayattaki güzelliği burada.
Bir tarafın kazanması gerekmiyor.
Bazen asıl kazanan üçüncü fikirdir.
Diyalektik Neden Çelişkilere Bu Kadar Önem Veriyor?
Çünkü çelişki her zaman bir hata değildir.
Bazen çelişki, değişimin habercisidir.
Bir insan “Güvenli bir iş istiyorum” diyebilir ama aynı zamanda “Yeni şeyler denemek istiyorum” diyebilir. Bunlar ilk bakışta çelişkili görünür. Fakat biraz düşündüğümüzde kişinin aslında hem ekonomik güvence hem de kişisel gelişim istediğini anlayabiliriz.
Bir toplum da benzer çelişkiler yaşayabilir.
Hem teknolojik ilerleme isteyip hem mahremiyeti korumak isteyebiliriz.
Hem bireysel özgürlüğü önemseyip hem toplumsal düzen isteyebiliriz.
Hem hızlı ekonomik büyüme isteyip hem çevreyi korumak isteyebiliriz.
Diyalektik yaklaşım bu çelişkileri halının altına süpürmek yerine masanın üzerine koyar.
Çünkü çözülmemiş çelişkiler, çoğu zaman geleceğin sorunlarını haber verir.
Belki de iyi düşünmenin başlangıç noktası “Bu iki fikirden hangisi doğru?” değil, “Bu iki fikrin neden aynı anda doğru görünmek zorunda kaldığını nasıl anlayabiliriz?” sorusudur.
Diyalektik Günlük Hayatta Nasıl Kullanılabilir?
Bunun için akademisyen olmak gerekmiyor. Hatta biraz meraklı olmak yeterli.
Bir konuda kesin bir fikriniz olduğunda karşı görüşü hemen çürütmeye çalışmak yerine şu soruları sorabilirsiniz:
“Bu görüş hangi koşullarda doğru olabilir?”
“Benim düşüncemin zayıf noktası nerede?”
“Karşı tarafın haklı olduğu küçük bir bölüm var mı?”
“İki yaklaşımın birlikte ele alınabileceği bir alan var mı?”
“Bu çatışmanın altında aslında hangi ihtiyaçlar bulunuyor?”
Özellikle ilişkilerde son soru çok değerlidir.
Bir çiftin “Tatile nereye gidelim?” tartışması yaptığını düşünelim. Biri deniz kenarı istiyor, diğeri tarihi bir şehir.
Görünen sorun: Tatil yeri.
Asıl sorun belki de birinin dinlenmeye, diğerinin keşfetmeye ihtiyaç duymasıdır.
Çözüm ise üçüncü bir seçenek olabilir: Hem deniz hem kültürel keşif imkânı sunan bir destinasyon.
Bir bakıma diyalektik, problemin görünen yüzünün arkasındaki gerçek çatışmayı bulmaya çalışır.
Diyalektiğin Mizahi Tarafı: Beynimizin İçindeki Forum
Aslında insan zihni küçük bir forum sitesi gibi çalışıyor.
Bir düşünce açılıyor:
“Bugün erken yatacağım.”
Beş dakika sonra başka bir kullanıcı geliyor:
“Hayır, bir bölüm daha izle.”
İçeride tartışma büyüyor.
Tez: “Sabah erken kalkmalıyım.”
Antitez: “Ama dizinin sonu çok meraklı.”
Sentez: “Bir bölüm daha.”
Ve sabah saat 02.47.
Burada Hegel'i suçlamak biraz haksızlık olabilir.
Fakat bu küçük örnek bile çelişkilerin davranışlarımızı nasıl etkilediğini gösteriyor. İnsan zihni sürekli olarak farklı ihtiyaçlar arasında denge kurmaya çalışıyor.
Diyalektik düşünmek, bu iç tartışmayı susturmak değil; hangi sesin neden konuştuğunu anlamaktır.
Belki de “Neden karar veremiyorum?” sorusunun yerine “Bende hangi iki ihtiyaç çatışıyor?” sorusunu sormak çok daha verimlidir.
Diyalektik Düşünmenin Tehlikesi Var mı?
Var.
Her şeyi sonsuz bir tartışmaya dönüştürmek de diyalektik düşünme değildir.
Bazen insanlar karar vermemek için sürekli yeni karşıtlıklar üretir. Her fikrin başka bir fikri, onun da başka bir istisnası ortaya çıkar.
Sonunda toplantı üç saat sürer ve biri hâlâ “Bence bu konuyu biraz daha değerlendirelim” der.
O noktada diyalektik değil, toplantı işkencesi başlamış olabilir.
Diyalektik düşüncenin amacı sonsuza kadar şüphe etmek değil; daha sağlam bir anlayışa ulaşmaktır.
Eleştiri kadar karar verme becerisi de önemlidir.
Bir düşünceyi sorgulamak değerlidir. Fakat sorgulamanın sonunda elde edilen bilgiyi kullanarak hareket edebilmek de aynı derecede önemlidir.
Sonuç: Belki de Mesele Haklı Olmak Değil
Diyalektik bana göre en ilginç biçimde şu soruda özetlenebilir:
“Benim düşüncem değişirse gerçekten bir şey kaybetmiş olur muyum?”
Çünkü günlük hayatta fikir değiştirmeyi bazen yenilgi gibi görüyoruz. Oysa yeni bilgi geldiğinde düşüncesini güncelleyebilmek zayıflık değil, zihinsel esnekliktir.
Diyalektik bize çelişkilerden korkmamayı öğretir. Karşıt düşünceleri yalnızca düşman olarak görmemeyi, farklı bakış açılarını anlamaya çalışmayı ve bazen iki tarafın da ötesinde yeni bir seçenek aramayı önerir.
Üstelik bunun için ille de ağır felsefe kitaplarının arasında kaybolmak gerekmiyor.
Bir arkadaşınızla tartışırken, iş toplantısında karar verirken, aile içinde anlaşmazlık yaşarken veya kendi içinizde “Bunu gerçekten istiyor muyum?” diye düşünürken bile diyalektik yaklaşımı deneyebilirsiniz.
Bir dahaki tartışmada hemen “Hayır, yanlış düşünüyorsun” demek yerine küçük bir değişiklik yapın:
“Bunu böyle düşünmene neden olan şey ne?”
Sonra kendi fikrinize de aynı soruyu sorun.
Belki karşınızdaki insanın haklı olduğunu göreceksiniz.
Belki siz haklı çıkacaksınız.
Belki de daha güzeli olacak ve ikinizin de başlangıçta düşünmediği üçüncü bir fikir ortaya çıkacak.
İşte o anda tartışma, gerçekten düşünmeye dönüşür.
Ve belki diyalektiğin en güzel tarafı budur: Bazen bir fikri öldürmek yerine onu dönüştürür.
Peki sizce günlük hayatta en sık yaşadığımız çelişki hangisi: Mantığımızla duygularımız arasındaki mücadele mi, özgürlükle sorumluluk arasındaki gerilim mi, yoksa “haklı çıkma” isteğimizle gerçekten bir şey öğrenme isteğimiz arasındaki savaş mı?
Cinsiyet bölümünü daha somutlaştır
Forum etkileşimini doğal biçimde artır