Sevval
New member
Makarnayı süzdük.
Tencereye geri aldık.
Bir parça tereyağı ekledik.
Karıştırdık.
İşte bu kadar.
Bir tabağa aldık.
Üzerine biraz karabiber ve elimizdeki peynirden ekledik.
Ortaya çıkan şey gösterişli değildi.
Fotoğraf çekip sosyal medyada “efsane tarif” diye paylaşılacak bir tabak da değildi.
Ama kokusu güzeldi.
Sıcaktı.
Ve üç kişinin önünde duruyordu.
Asıl Soru: Basit Makarna Neden Bu Kadar Seviliyor?
Masaya oturduğumuzda Elif ilk lokmayı aldı.
“Biliyor musunuz,” dedi, “bence insanların makarnayı sevmesinin nedeni sadece lezzet değil.”
“Ne peki?” diye sordum.
“Kontrol edilebilir olması.”
Biraz düşündük.
Haklı olabilirdi.
Çünkü makarna, mutfakta başarısızlık korkusunu azaltan yemeklerden biri.
Malzeme az.
Hazırlama süreci anlaşılır.
Pişirme süresi kısa.
Üstelik tarif kişiselleştirilebiliyor.
Peynir ekleyebilirsiniz.
Domates ekleyebilirsiniz.
Sarımsak ekleyebilirsiniz.
Sebze ekleyebilirsiniz.
Hiçbir şey eklemeyebilirsiniz.
Bu esneklik, makarnayı yalnız yaşayan bir öğrencinin de, yoğun çalışan birinin de, kalabalık bir ailenin de mutfağına sokabiliyor.
Tarih boyunca kuru makarnanın dayanıklılığı ve kolay saklanabilmesi de onun toplumsal değerini artırmıştı. Özellikle kuru makarnanın ticaret ve uzun süreli saklama açısından avantaj sağlaması, onun yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda pratik bir gıda ürünü olarak yayılmasına katkıda bulundu.
Treccani
Belki de bu yüzden makarna bugün hâlâ mutfakların “acil durum planı” gibi.
Buzdolabı boşsa makarna.
Ay sonu geldiyse makarna.
Misafir aniden geldiyse makarna.
Yorgunsanız yine makarna.
Toplumsal Bir Yemek Olarak Makarna
Bir süre sonra konu yemekten çıktı.
Elif, “Eskiden insanların yemek konusunda bugünkü kadar seçenekleri yoktu,” dedi.
Gerçekten de modern market bize inanılmaz bir çeşitlilik sunuyor. Fakat bu çeşitlilik bazen mutfakta karar vermeyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor.
Yüzlerce sos.
Onlarca makarna çeşidi.
Binlerce tarif.
Video.
Blog.
Kısa video.
“Şef sırrı.”
“Annemden öğrendim.”
“İtalyanların gizli yöntemi.”
Sonuç?
Bazen insan bir tabak makarna yapmak için bile yoruluyor.
Oysa temel yöntem çok sade:
Suyu kaynat.
Tuzla.
Makarnayı pişir.
Kıvamını kontrol et.
Süz.
Yağ veya istediğin basit bir malzemeyle karıştır.
Bu kadar.
Bence modern mutfağın bize öğretebileceği ilginç derslerden biri burada saklı: Her şeyi daha karmaşık yapmak, her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmiyor.
Benim En Basit Makarna Tarifim
O gece yaptığımız tarifin ölçülerini sonradan not aldım.
2 kişilik en basit makarna:
FSIS
+1
Yani “basit tarif” demek “gıda güvenliğini önemsememek” demek değil.
Ve Sonunda Her Şey Bir Tabak Makarnaya Döndü
Yemeğin sonunda tabaklar neredeyse tamamen boştu.
Kerem sandalyesine yaslandı.
“Gördünüz mü? On dakikada yemek.”
Elif güldü.
“Sen on dakikada yemek diyorsun. Ben ise üç kişinin aynı masada oturmasını görüyorum.”
Bir süre sustuk.
Sonra düşündüm.
Belki de ikisi de haklıydı.
Kerem için yemek çözülebilecek bir problemdi.
Elif için yemek, insanları bir araya getiren bir bahaneydi.
Benim içinse o akşam makarna başka bir şeye dönüşmüştü.
Basit bir yemeğin arkasında tarih vardı.
Ticaret vardı.
Göç vardı.
Saklama ihtiyacı vardı.
Aileler vardı.
Yalnız yaşayan insanlar vardı.
Öğrenciler vardı.
Çalışanlar vardı.
Bütçesini hesaplayan insanlar vardı.
Ve mutfakta “Bugün ne yapacağız?” sorusuna cevap arayan milyonlarca insan vardı.
Belki makarnanın bu kadar uzun süre hayatımızda kalmasının nedeni tam olarak budur.
Çünkü makarna kusursuz olmamızı istemiyor.
Elimizde ne varsa onunla bir şey yapmamıza izin veriyor.
Bazen yalnızca tereyağı ve tuzla.
Bazen domatesle.
Bazen peynirle.
Bazen de hiçbir şey eklemeden.
Ve belki en güzel tarafı şu:
Bir tencere suyu kaynatmak kadar basit bir şey bile, insanları aynı masanın etrafında buluşturabiliyor.
Şimdi size soruyorum:
Sizin için “en basit makarna” hangisi?
Sadece yağ ve tuzla yapılan mı?
Salçalı olan mı?
Peynirli olan mı?
Yoksa çocukluktan kalma, tarifini tam olarak bilmediğiniz ama tadını hâlâ hatırladığınız o makarna mı?
Çünkü bazen en iyi tarif, ölçüleri en az olan tarif değildir.
Bazen en iyi tarif, birinin “Acıktın mı?” diye sorduğu anda başlayan tariftir.
Tencereye geri aldık.
Bir parça tereyağı ekledik.
Karıştırdık.
İşte bu kadar.
Bir tabağa aldık.
Üzerine biraz karabiber ve elimizdeki peynirden ekledik.
Ortaya çıkan şey gösterişli değildi.
Fotoğraf çekip sosyal medyada “efsane tarif” diye paylaşılacak bir tabak da değildi.
Ama kokusu güzeldi.
Sıcaktı.
Ve üç kişinin önünde duruyordu.
Asıl Soru: Basit Makarna Neden Bu Kadar Seviliyor?
Masaya oturduğumuzda Elif ilk lokmayı aldı.
“Biliyor musunuz,” dedi, “bence insanların makarnayı sevmesinin nedeni sadece lezzet değil.”
“Ne peki?” diye sordum.
“Kontrol edilebilir olması.”
Biraz düşündük.
Haklı olabilirdi.
Çünkü makarna, mutfakta başarısızlık korkusunu azaltan yemeklerden biri.
Malzeme az.
Hazırlama süreci anlaşılır.
Pişirme süresi kısa.
Üstelik tarif kişiselleştirilebiliyor.
Peynir ekleyebilirsiniz.
Domates ekleyebilirsiniz.
Sarımsak ekleyebilirsiniz.
Sebze ekleyebilirsiniz.
Hiçbir şey eklemeyebilirsiniz.
Bu esneklik, makarnayı yalnız yaşayan bir öğrencinin de, yoğun çalışan birinin de, kalabalık bir ailenin de mutfağına sokabiliyor.
Tarih boyunca kuru makarnanın dayanıklılığı ve kolay saklanabilmesi de onun toplumsal değerini artırmıştı. Özellikle kuru makarnanın ticaret ve uzun süreli saklama açısından avantaj sağlaması, onun yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda pratik bir gıda ürünü olarak yayılmasına katkıda bulundu.
Treccani
Belki de bu yüzden makarna bugün hâlâ mutfakların “acil durum planı” gibi.
Buzdolabı boşsa makarna.
Ay sonu geldiyse makarna.
Misafir aniden geldiyse makarna.
Yorgunsanız yine makarna.
Toplumsal Bir Yemek Olarak Makarna
Bir süre sonra konu yemekten çıktı.
Elif, “Eskiden insanların yemek konusunda bugünkü kadar seçenekleri yoktu,” dedi.
Gerçekten de modern market bize inanılmaz bir çeşitlilik sunuyor. Fakat bu çeşitlilik bazen mutfakta karar vermeyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor.
Yüzlerce sos.
Onlarca makarna çeşidi.
Binlerce tarif.
Video.
Blog.
Kısa video.
“Şef sırrı.”
“Annemden öğrendim.”
“İtalyanların gizli yöntemi.”
Sonuç?
Bazen insan bir tabak makarna yapmak için bile yoruluyor.
Oysa temel yöntem çok sade:
Suyu kaynat.
Tuzla.
Makarnayı pişir.
Kıvamını kontrol et.
Süz.
Yağ veya istediğin basit bir malzemeyle karıştır.
Bu kadar.
Bence modern mutfağın bize öğretebileceği ilginç derslerden biri burada saklı: Her şeyi daha karmaşık yapmak, her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmiyor.
Benim En Basit Makarna Tarifim
O gece yaptığımız tarifin ölçülerini sonradan not aldım.
2 kişilik en basit makarna:
[]200 gram makarna
[]Bolca su
[]Yaklaşık 1 tatlı kaşığı tuz
[]1 yemek kaşığı tereyağı veya zeytinyağı
[]İsteğe bağlı karabiber
[]İsteğe bağlı rendelenmiş peynir
[]Tencereye yeterli miktarda su koyup kaynatın.
[]Su kaynadığında tuzu ekleyin.
[]Makarnayı tencereye alın.
[]Paket üzerindeki süreyi başlangıç kabul ederek pişirin ve son dakikalarda tadına bakarak kıvamını kontrol edin.
[]Süzmeden önce yaklaşık yarım bardak makarna suyunu ayırın.
[]Makarnayı süzün.
[]Tekrar tencereye alıp tereyağı veya zeytinyağıyla karıştırın.
[]İsterseniz biraz karabiber ve peynir ekleyin.
- Daha yumuşak veya kremamsı bir kıvam isterseniz ayırdığınız makarna suyundan azar azar ekleyin.
FSIS
+1
Yani “basit tarif” demek “gıda güvenliğini önemsememek” demek değil.
Ve Sonunda Her Şey Bir Tabak Makarnaya Döndü
Yemeğin sonunda tabaklar neredeyse tamamen boştu.
Kerem sandalyesine yaslandı.
“Gördünüz mü? On dakikada yemek.”
Elif güldü.
“Sen on dakikada yemek diyorsun. Ben ise üç kişinin aynı masada oturmasını görüyorum.”
Bir süre sustuk.
Sonra düşündüm.
Belki de ikisi de haklıydı.
Kerem için yemek çözülebilecek bir problemdi.
Elif için yemek, insanları bir araya getiren bir bahaneydi.
Benim içinse o akşam makarna başka bir şeye dönüşmüştü.
Basit bir yemeğin arkasında tarih vardı.
Ticaret vardı.
Göç vardı.
Saklama ihtiyacı vardı.
Aileler vardı.
Yalnız yaşayan insanlar vardı.
Öğrenciler vardı.
Çalışanlar vardı.
Bütçesini hesaplayan insanlar vardı.
Ve mutfakta “Bugün ne yapacağız?” sorusuna cevap arayan milyonlarca insan vardı.
Belki makarnanın bu kadar uzun süre hayatımızda kalmasının nedeni tam olarak budur.
Çünkü makarna kusursuz olmamızı istemiyor.
Elimizde ne varsa onunla bir şey yapmamıza izin veriyor.
Bazen yalnızca tereyağı ve tuzla.
Bazen domatesle.
Bazen peynirle.
Bazen de hiçbir şey eklemeden.
Ve belki en güzel tarafı şu:
Bir tencere suyu kaynatmak kadar basit bir şey bile, insanları aynı masanın etrafında buluşturabiliyor.
Şimdi size soruyorum:
Sizin için “en basit makarna” hangisi?
Sadece yağ ve tuzla yapılan mı?
Salçalı olan mı?
Peynirli olan mı?
Yoksa çocukluktan kalma, tarifini tam olarak bilmediğiniz ama tadını hâlâ hatırladığınız o makarna mı?
Çünkü bazen en iyi tarif, ölçüleri en az olan tarif değildir.
Bazen en iyi tarif, birinin “Acıktın mı?” diye sorduğu anda başlayan tariftir.