Paris Barış Konferansı'nda Türkiye'yi kim temsil etti ?

Vecih

Global Mod
Global Mod
Paris Barış Konferansı’nda Türkiye’yi Kim Temsil Etti? Bir Bavul Dolusu Diplomasi, Birkaç Büyük Hesap ve Tarihin Ters Köşesi

Paris Barış Konferansı denince insanın zihninde ister istemez uzun masalar, ciddi yüzler, kalın dosyalar ve her cümleden sonra “Bunu tutanağa geçiriyor muyuz?” diye soran görevliler canlanıyor. 1919 Paris’i de aşağı yukarı böyleydi. Fakat masanın bir ucunda yalnızca diplomasi yoktu; savaşın yenilgisi, işgaller, toprak tartışmaları, Osmanlı Devleti’nin geleceği ve Anadolu’daki giderek güçlenen milli hareket de vardı.

Peki o devasa diplomasi masasının karşısında Osmanlı Devleti adına kim oturdu?

Kısa cevap: Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığındaki Osmanlı heyeti.

Ama burada küçük bir tarih tuzağı var. “Türkiye” demek, 1919 şartlarında bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni ifade etmek açısından doğru değil. Konferansa katılan devlet Osmanlı Devleti idi. Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmamıştı. Dolayısıyla sorunun tarihsel açıdan daha doğru biçimi, “Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti’ni kim temsil etti?” şeklindedir.

Ve cevap sadece “Damat Ferit Paşa” deyip geçilecek kadar basit değil.

Damat Ferit Paşa Kimdi ve Neden Paris’e Gitti?

1919 yılında Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nın ardından son derece ağır bir siyasi ortamla karşı karşıyaydı. Mondros Mütarekesi sonrasında İtilaf Devletleri Osmanlı toprakları üzerinde çeşitli işgal ve paylaşım planları yürütüyordu. Paris Barış Konferansı ise savaş sonrasında kurulacak yeni uluslararası düzenin temel meselelerinin görüşüldüğü merkez konumundaydı.

Osmanlı Hükûmeti, konferansta kendi görüşlerini aktarabilmek için davet edildi. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki heyet Paris’e gönderildi. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın tarihî belgelerinde de Damat Ferit Paşa başkanlığındaki heyetin Paris’e hareket ettiği ve 11 Haziran 1919'da şehre ulaştığı belirtiliyor. Dışişleri Bakanlığı

Burada ilginç bir ayrıntı var: Damat Ferit Paşa sadece “heyetteki kişilerden biri” değildi. Aynı zamanda Sadrazamdı ve Osmanlı Hükûmeti adına en görünür siyasi aktördü.

Başka bir ifadeyle, Paris'e gönderilen kişi sıradan bir diplomat değildi. Üzerinde Osmanlı Devleti'nin geleceğiyle ilgili ciddi bir siyasi yük bulunuyordu.

Tarih bazen insana şu soruyu sorduruyor:

Bir ülkenin geleceğini belirleyen bir masaya oturduğunuzda, karşınızdakileri ikna etmek mi daha önemlidir, yoksa kendi tarafınızın ne istediği konusunda tam bir fikir birliğine sahip olmak mı?

1919 Paris'i bu sorunun oldukça çarpıcı örneklerinden birini ortaya koydu.

Heyette Sadece Damat Ferit Paşa Yoktu

Damat Ferit Paşa'nın başkanlık ettiği heyetin içinde başka önemli isimler de bulunuyordu. Bunların başında eski sadrazamlardan Ahmet Tevfik Paşa geliyordu. Ayrıca Rıza Tevfik Bey ve Tevfik Bey gibi isimler de heyette yer aldı. Atatürk Ansiklopedisi'ndeki bilgilere göre hükûmet, Damat Ferit Paşa ile birlikte Ahmet Tevfik Paşa'nın da Paris'e gönderilmesine karar vermişti. Atatürk Ansiklopedisi+1

Bu ayrıntı önemli çünkü bazen sınavlarda veya internet üzerindeki kısa bilgi kartlarında “Paris Barış Konferansı'nda Türkiye'yi Damat Ferit Paşa temsil etti” denilip konu kapatılıyor.

Oysa daha doğru ifade şudur:

1919 Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ni, Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığındaki Osmanlı heyeti temsil etti.

Üstelik heyetin içinde deneyimli devlet adamları da vardı.

Ahmet Tevfik Paşa'nın varlığı özellikle dikkat çekiciydi. Tevfik Paşa, uzun yıllar devlet görevlerinde bulunmuş deneyimli bir diplomattı. Ancak Damat Ferit Paşa'nın heyet başkanı olması, siyasi ağırlığın kimde olduğunu açıkça gösteriyordu.

Burada biraz günümüz dünyasına dönelim.

Bir ekip düşünün. Bir kişi lider, başka bir kişi yılların deneyimine sahip, bir başkası farklı bir siyasi bakış açısını temsil ediyor. Herkesin amacı görünüşte aynı: masadan mümkün olan en iyi sonucu almak.

Ama “aynı amaç” ile “aynı yöntem” gerçekten aynı şey midir?

Değildir.

Ve Paris'teki Osmanlı heyetinin yaşadığı sorunların bir kısmı da tam olarak bu noktada ortaya çıktı.

Paris'teki Kritik Toplantı: 17 Haziran 1919

Osmanlı heyetinin konferans açısından en önemli anlarından biri 17 Haziran 1919'da yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın tarihî belgelerinde bulunan toplantı tutanakları, Osmanlı delegasyonunun Clemenceau başkanlığındaki toplantıda dinlendiğini açıkça gösteriyor. Belgede Osmanlı tarafında Damad Ferid Pacha, Rıza Tevfik Bey ve Tewfik Bey isimleri yer alıyor. Toplantıda Damat Ferit Paşa Osmanlı tarafının açıklamasını yaptı. Tarih Ofisi

Yani burada artık sadece “Paris'e gittiler” seviyesinde bir hikâyeden söz etmiyoruz.

Osmanlı heyeti gerçekten konferansın üst düzey temsilcileri karşısında görüşlerini savundu.

Damat Ferit Paşa yaptığı konuşmada Osmanlı halkının savaşın bütün sorumluluğunu taşımadığını savundu ve özellikle savaş sırasında meydana gelen olayların sorumluluğunu dönemin siyasi aktörleri üzerinden açıklamaya çalıştı. ABD'nin yayımladığı toplantı tutanağında bu konuşmanın içeriği ayrıntılı biçimde kayıt altına alınmış durumda. Tarih Ofisi

Fakat diplomaside bir sorun vardır:

Siz ne söylediğiniz kadar, karşınızdakinin sizi hangi çerçevede dinlediğiyle de ilgilenmek zorundasınız.

Damat Ferit Paşa'nın konuşması, Osmanlı Devleti'nin savaştaki konumunu açıklamaya yönelikti. Ancak karşı taraftaki devletlerin Osmanlı topraklarının geleceği konusunda zaten farklı çıkarları bulunuyordu.

Diplomasi masası, bazen matematik sınavı gibidir: Doğru sonucu bilseniz bile işlemi nasıl yaptığınız önemlidir.

Kadınlar Empatiyle, Erkekler Stratejiyle mi Yaklaşır? Tarihe Biraz Daha Dikkatli Bakalım

Bu konu anlatılırken sık yapılan bir başka hata da diplomatik davranışları doğrudan “erkekler böyle, kadınlar şöyle” gibi kalıplara bağlamaktır.

Örneğin “erkekler çözüm odaklı ve stratejik olur, kadınlar empatik ve ilişki odaklı davranır” şeklindeki genellemeler kulağa kolay gelebilir. Ancak tarih bize insanların davranışlarının cinsiyetten çok kişilik, görev, deneyim, siyasi koşullar ve sahip oldukları sorumluluklarla şekillendiğini gösteriyor.

1919 Osmanlı heyetinde zaten kadın bir diplomatik temsilci bulunmuyordu. Dolayısıyla bu tarihsel olayı kadın-erkek davranışları üzerinden doğrudan karşılaştırmak mümkün değil.

Ama düşünce deneyimi yapabiliriz.

Bir diplomat, karşısındaki devletin taleplerini anlamaya çalışırken empati kurabilir. Aynı diplomat birkaç dakika sonra son derece stratejik bir hesap yapabilir. Başka biri çok sert pazarlık yaparken karşı tarafın güvenini korumaya çalışabilir.

Bunlar erkeklere veya kadınlara ait özellikler değildir.

Nitekim günümüz diplomasisinde de aynı ekip içinde farklı karakterlere rastlamak son derece normaldir. Bir diplomat ayrıntılı veri tablolarına güvenir, diğeri karşı tarafın siyasi hassasiyetlerini okumaya odaklanır, bir başkası ise müzakere masasındaki zamanlamayı yönetir.

Diplomaside asıl soru şudur:

Karşınızdaki kişinin ne istediğini biliyor musunuz ve kendi hedefinizden ne kadar taviz verebileceğinizi önceden hesapladınız mı?
 
Üst